Yarın doğum günüm. 18 oluyorum ve normalde doğum günü kutlamayı saçma bulan babam bile heyecanlı. Annem bütün hafta boyunca gizli gizli hediye hazırladı zaten. Hatta bu sabah uyandığımda yanıma gelip “bugün çocuk olarak son günün, gel sana bir sarılayım” dedi. Annemler bu kadar heyecan yapınca ben de biraz heyecanlandım. Ama şu anda aklımdan çıkmayan bir şey var: mutfaktaki o kek. Yarına kadar yemeden nasıl duracağım? Neyse belki gece kalkıp biraz yerim, nasıl olsa benim doğum günüm. Hehe.
İnsanlar bazen çok boktan. Boktan ve ikiyüzlü. Kedim bile bana bazı arkadaşlarımdan daha sadık, kedilerin nankör olmasına rağmen. Herkes okulun bitmesini beklemiş galiba, şimdi içlerindeki canavarları ortaya çıkarıyorlar. Neyse, konu bu değil. Konu gelecek hafta sonu lise hayatımın bitiyor olması. Cuma günü hayatımızın son karnesini almış olacağız. LYS’den sonra balo var tamam ama ondan sonra hiçbir zaman bidaha lise öğrencisi olup okula gitmeyeceğiz ve aptal törenler falan yapmayacağız. Servis bizi sabahın köründe almayacak. Öğretmenler “zil çaldı, boşaltın koridorları” diye bağırmayacak. Özellikle YGS’den sonra sanki sonsuza kadar liseye devam edecekmişiz gibi geliyordu ama bitmek üzere her şey. Tuhaf.
Aslında hala seni sevdiğini biliyorsun. Sadece bunu görmezlikten gelmeye çalışıyorsun çünkü biliyorsun, eğer kendine onun seni sevdiğini düşünmene izin verirsen aklın karışacak. Aklının karışmasını istemiyorsun. Böyle mutlusun çünkü. Hayatındaki tek eksiklik o senin “sadece arkadaş”ınken yaptığınız konuşmalarınız, şakalaşmalarınız ve birbirinizin dertlerini dinlemeniz. Normalde üzgünken onunla konuşurdun ama artık konuşamıyorsun, yanlış anlayacak, senin de ona ilgi duyduğunu sanacak diye. O yüzden susuyorsun, susuyorsun, susuyorsun. Şimdi konuşuyorsunuz yine. Benliğinin bir kısmı onun yeniden susmasını, aklını karıştırmamasını istiyor. Diğer kısmı ise o birsürü kız öpmüş dudaklarının arasından çıkan sözcüklerin hiçbir zaman bitmemesini istiyor.
Aklın allak bullak oldu bile, farkında mısın?




